Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Üye Sayısı: 5,354
» En Son Üyemiz: Bobbypug
» Konu Sayısı: 961
» Mesaj Sayısı: 961

Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 15 çevrimiçi kullanıcı var.
» 1 üye | 14 Misafir
Mileyphet

En Son Konular
Çağın Hastalığı : Obezite
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
1 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 15
Mide botoksu
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
1 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 9
Tüp mide
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
2 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 11
obezite
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
2 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 4
mide küçültme ameliyatlar...
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
2 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 6
Mide botoksu
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
3 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 13
Tüp mide
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
3 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 12
obezite
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
4 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 30
Çağın Hastalığı: Obezite
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
4 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 16
Su Bazlı Propolis
Forum: Biz Kimiz
Son Mesaj: Laplace
4 saat önce
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 10

 
  Çağın Hastalığı : Obezite
Gönderen: Laplace - 1 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Mide botoksu
Gönderen: Laplace - 1 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Tüp mide
Gönderen: Laplace - 2 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  obezite
Gönderen: Laplace - 2 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  mide küçültme ameliyatları
Gönderen: Laplace - 2 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Mide botoksu
Gönderen: Laplace - 3 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Tüp mide
Gönderen: Laplace - 3 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  obezite
Gönderen: Laplace - 4 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Çağın Hastalığı: Obezite
Gönderen: Laplace - 4 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerde bulundu.
Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.
Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.
Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizen Ersoy, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini belirtti.

Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok
Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." dedi.
Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

Ameliyat son çare
Prof. Dr. Emin Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.
Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?
Prof. Dr. Emin Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.
Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.
Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor
Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.
Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

Son Dönemin Popüler Uygulaması: Mide Botoksu
Prof. Dr. Emin Ersoy, "Mide botoksu aslında bir toksin (botulinum toksini). Bu toksin kozmetik amaçlı birçok yerde kullanılmış. Son zamanlarda da zayıflamak amaçlı kullanılabiliyor. Midenin çıkış kısmına bu toksini belli oranda enjekte ettiğimizde, çıkış kısmındaki pompa aktivitesini geciktirdiği için yediğimiz gıdalar miden geç boşalıyorlar. Boşaldığında hastalar tokluk hissediyorlar. Tokluk hissettiklerinde daha az yemek yedikleri için kilo kaybediyorlar. Botulinum toksinin bir kısmı midenin kubbe kısmına zerk edilebiliyor. Burada iştahı arttıran bir hormon olan ghrelini baskılayabiliyor. Dolayısıyla iştahta bir azalma oluyor ve midenin boşalmasındaki gecikmeyle beraber hastalar kilo kaybediyorlar" dedi.
"Vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz"
Mide botoksunu kimlerin yaptırabileceği anlatan Prof. Dr. Ersoy, "Mide botoksundan fazla kilolu hastalar faydalanabilirler. Vücut kitle indeksi 25 ila 30 arasında olanlar ve vücut kitle indeksi özellikle 30 ila 35 arasında olan ameliyat sınırları içine girmeyen hastalar bundan faydalanabilirler. Obezite için ameliyat olma endikasyonu sınırlı olan hastalara bunu pek önermiyoruz. Bunun yerine ameliyat yöntemlerini öneriyoruz. Özetle vücut kitle indeksi 25'in üstünde veya 30 ila 35 arası olan hastalarda kilo kaybettirmek için bu yöntemi uygulayabiliriz" şeklinde konuştu.
Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor
Tedavi sonrası için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ersoy, "Tedavi sonrasında hastalar elbette bir tokluk hissediyorlar ama gene de yedikleri gıdaların içerikleri de önemli. Kalorisi yüksek gıdalar tüketmemeleri hastalara öneriliyor. Bunu mutlaka bir diyetisyen takip ediyor. Uygulamalar 2 ya da 3 defa yapılırsa daha efektif oluyor. Çünkü 6 ay aralarla yaptığımız enjeksiyonun etkisi kayboluyor. 2 ya da 3 kez yaparsak fazla kilolarından yüzde 15 ila 20'den kurtulma şansları var" diye konuştu.

Bu öğeyi yazdır

  Su Bazlı Propolis
Gönderen: Laplace - 4 saat önce - Forum: Biz Kimiz - Cevap Yok

Uzmanlar sadece su ile özütlendiği iddiası ile satılan ürünlerde propolisin etken maddesi olan fenolik ve flavonoidlerin bulunmadığını, propolisin mutlaka glikol, etanol, gliserol gibi maddeler ile özütlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Doğal bir arı ürünü olan propolisin, piyasada farklı çözgenler ile hazırlanmış birçok özütü olduğunu görüyoruz. Peki propolis nasıl özütlenmeli? Propolis su bazlı olur mu? Arıların, kovanını, balını, kendi sağlığını hatta yavrusunu korumak için kullandığı propolisin alkol bazlı mı su bazlı mı olması gerektiğini İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, Doç. Dr. Esra Çapanoğlu Güven, Karadeniz Teknik Üniversitesi Kimya bölümünden Prof. Dr. Sevgi Kolaylı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ateş Kara ve Eczacı Sibel Ersoy'a sorduk. Uzmanlar, propolisin tek başına su ile özütlenemediğini, mutlaka etanol, glikol, gliserol gibi alkol ve türevi maddeler ile özütlenmesi gerektiğini belirttiler. İçerisinde etanol, glikol, gliserol gibi maddelerin bulunmadığı ürünlerin, propolis içermediğini, tüketicileri bu tarz ürünleri propolis sanıp almamaları gerektiği konusunda uyardılar. Uzmanlar, sadece su ile özütlendiği iddiası ile satılan ürünlerde, propolisin etken maddesi olan fenolik ve flavonoidlerin bulunmadığını, dolayısıyla bu ürünleri tüketmenin sağlık açısından bir faydasının da olmayacağını belirttiler.

Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, propolisin şifasından faydalanabilmek için mutlaka uzmanlar tarafından ekstraksiyon yani özütleme işleminin gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. "Propolisin yaklaşık %50'lik kısmını balsam yani reçine, geri kalanın büyük çoğunluğunu da (%45) balmumu oluşturmaktadır. Propolisin şifası, reçine olarak belirtilen kısmından ileri gelmektedir. Arıların bitkilerin faydalı kısımlarından topladığı bu reçine içerisinde, fenolik, flavonoid bileşenler yer alır. Bu bileşenler, propolise antioksidan, antibakteriyel, antiviral, antifungal ve antikanserojen özellik kazandırırlar. Propolisin geri kalan büyük kısmını oluşturan balmumu ise insan vücudunda sindirilebilir özellikte değildir. Dolayısıyla, propolis kovandan elde edilen ham hali ile insan tüketimine uygun değildir. Uygun hale getirilmesi için mutlaka ekstrakte edilmesi yani özütlenmesi gereklidir. Bu özütleme aşamasında, propolisin içerisindeki balmumu uzaklaştırılarak, propolise faydalı özellik kazandıran bileşenler ekstrakte edilir" diye belirtti.

Etanol, glikol, gliserol doğal mıdır? Herhangi bir zararı var mıdır?
Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Kimya bölümünden Prof. Dr. Sevgi Kolaylı, propolisin ekstraksiyonu ile ilgili soru işaretlerini giderdi. "Propolis reçinesi içerisinde yer alan faydalı bileşenler sadece alkol ve türevi maddelerde (etanol, glikol, gliserol vb.) çözünür özelliktedir. Etanol, buğdaydan elde edilen doğal bir alkoldür. Portakal, muz, patates, turşu, kefir, boza gibi fermente gıdaların doğal bileşiminde yer alır. Ayrıca, vücudumuzda da her gün belli bir miktarda etanol üretilmektedir. Her gün 20 damla propolis tükettiğinizde aldığınız etanol miktarı 0,15 g yani bir bardak portakal suyundan aldığınız etanol miktarının (0,6 g) dörtte birine denk gelmektedir. Dolayısıyla insan sağlığı açısından herhangi olumsuz bir etkisi bulunmamaktadır. Aksine, propolisin faydasından yararlanabilmemiz için mutlaka etanol, glikol, gliserol gibi çözgenlerle ekstrakte edilmiş olması gerekmektedir. Tüketiciler propolis alırken etiketinde nasıl ekstrakte edildiği yani özütlendiği belirtilen ürünleri, sadece su ile özütlenmiş ürünleri değil; etanol veya glikol veya gliserol gibi alkol ve türevi maddelerin kullanıldığı ürünleri tercih etsinler" dedi.

Eczacı Sibel Ersoy, propolisin sadece su veya yağ ile çözünmesinin mümkün olmadığının altını çizdi. "Propolisin sadece su veya yağ ile ekstrakte edilmesi mümkün değildir. Çünkü propolis, su, yağ gibi maddelerde çözünmez, reçinemsi bir madde olduğu için mutlaka alkol ve türevi maddeler ile özütlenmesi gerekir. Eğer su ile özütlenebilseydi; her yağmur yağdığında kovanda propolis eriyip giderdi yani arıların petek gözleri yok olurdu, kovanda delikler meydana gelirdi" dedi. Propolisin su bazlı özütü diye satılan ürünlerde suyun dışında başka maddeler bulunduğunu da görüyoruz. Ancak bu maddeler etiketlerinde belirtilmiyor ve insan sağlığı açısından tehlikeli olabilir. Propolisin özütlenmesi aşaması çok önemlidir. Bu işlem doğru yapılmaz ise son ürün faydadan çok zarar getirebilir. Propolisin özütlenmesi sırasında ısıl işlem uygulanmamalıdır. Dolayısıyla propolisin su veya yağ bazlı olarak satılan formlarının fayda sağlanması söz konusu değildir. Bu ürünlerde, propolisin antioksidan, antibakteriyel, antiviral, antifungal ve antikanserojen etkilerinden bahsedilemez" diye belirtti.

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden Doç. Dr. Esra Çapanoğlu Güven, su, yağ, etanol, glikol, gliserol gibi maddelerle özütlendiği iddiası ile satılan, yurtiçi ve yurtdışından elde edilen propolis ürünlerinde yaptıkları araştırmadan bahsetti. "19 farklı ülkeden topladığımız 130 adet propolisli üründe fenolik, flavanoid içeriği ve antioksidan kapasitesi analizlerini gerçekleştirdik. Çünkü propolisin gerçek propolis olup olmadığını anlamanın en önemli yollarından biri antioksidan aktivitesini ölçmektir. Propolis, tamamen antioksidan maddelerden oluşan doğal bir üründür. Uygun koşullarda üretilmiş ve doğru şekilde ekstrakte edilmiş bir propolis ürününün yüksek antioksidan aktivite göstermesi beklenir. Biz de buradan hareketle, farklı çözgenlerle ekstrakte edildiği iddiası ile satılan propolis ürünlerini inceledik. Araştırmamızın sonucunda, su ve yağ bazlı olarak satışa sunulan propolis ürünlerinin çok düşük antioksidan aktivite gösterdiğini ve propolisin etken maddelerini içermediğini belirledik. Bu ürünler neredeyse hiç propolis içermiyor ve etiket üzerinde beyan edilen içerik düşünüldüğünde, tüketiciler kandırılıyor. Ayrıca ürünlerin birçoğu da koruyucu ve katkı maddesi içeriyor. Bunlar etiket üzerinde beyan edilmiyor. Propolis, antioksidan ve antimikrobiyal olduğu için uzun süre bozulmadan kalan bir üründür. Kendi kendini korur. Hatta, farklı bir karışımın içerisine eklendiğinde, onu da koruyucu özellik gösterir. Böylece, ekstra bir koruyucu eklenmesine gerek kalmaz. Ürünlerin içerisine eklenen koruyucu ve katkı maddelerinden de anlıyoruz ki, su ve yağ bazlı propolisler gerçek, saf propolis değil. Bizde analiz ettiğimiz 130 ürünün %91'inin, etiketinde beyan edilen miktarda; propolis, kuru madde ve antioksidan kapasitesi mevcut olmadığını, bu ürünlerin etiketlerinde beyan edilen miktarda propolis içermediğini, etiketinde beyan edilen miktarda propolis içeren ürünlerin sadece özütleme aşamasında etanol, glikol, gliserol gibi maddelerin kullanıldığı belirtilen ürünler olduğunu gördük. Dolayısıyla su ve yağ bazlı propolisler ile, etanol, glikol gibi çözgenlerle ekstrakte edilmiş propolis ürünlerini karşılaştırdığımızda antioksidan kapasiteleri açısından çok ciddi farklılıklar olduğunu gözlemledik. Propolis, su veya yağda çözünür özellikte olmadığı için su/yağ bazlı özütlerin antioksidan kapasiteleri çok düşük çıkıyor. Etanol, glikol, gliserol gibi alkol ve türevleriyle özütlenen propolis ürünlerinde ise yüksek antioksidan kapasite ve etiket üzerinde beyan edilen miktarda propolis tespit edebildik. Buradan tüketicilere tavsiyem; propolisin sağlık etkilerinden yararlanabilmek için etanol, glikol, gliserol gibi alkol ve türevleriyle özütlenmiş propolis tercih etmeleri. Aksi takdirde propolisin, antioksidan, antimikrobiyal, antienflamatuvar, antikanserojen etkilerinden yani şifasından bahsetmemiz mümkün değil" diye ekledi.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ateş Kara, propolisin sağlık etkilerini araştıran bütün bilimsel çalışmaların, propolisin alkol ve türevleri (etanol, glikol, gliserol) ile hazırlanmış özütleri ile yapıldığını belirtti. "Bu bilimsel çalışmalar propolisin çocuk sağlığı üzerinde de olumlu etkileri olduğunu ortaya koyuyor. Yapılan çalışmalarda özellikle propolisin etanol, glikol, gliserol gibi maddelerle hazırlanmış özütleri kullanıldığını görüyoruz. Su ve yağ bazlı propolislerden aynı etkiyi almamız mümkün değil. Propolis, Amerikan Pediatri Akademisi tarafından da çocukların kullanımı için öneriliyor. Bağışıklığı güçlendiren ayrıca büyüme ve gelişme açısından da önemli bir ürün. Çocuklarınızın beslenmesine mutlaka propolisin doğru hazırlanmış özütlerinin dahil edilmesini öneriyorum" diye ekledi.

Bu öğeyi yazdır